Gelecekte, vakıfların rolü yalnızca koleksiyonların koruyucuları olmayıp, aynı zamanda disiplinlerarası araştırma platformları, sanat, bilim, ekoloji ve teknolojiyi iç içe geçiren platformlar ve hepsinden önemlisi sanatçıların, bilim insanlarının ve teknoloji uzmanlarının birlikte çalıştığı yaratıcı kuluçka merkezleri de olmalıdır. Vakıfların, tek bir bölgeye bağlı kuruluşlar olmaktan ziyade, giderek daha etik bir alanda küresel ağlar haline gelmeleri gerekecektir. Yeni bugün ve gelecek, dijital haklar, fikri mülkiyet, kapsayıcılık ve çeşitlilik konusunda daha fazla düşünmeyi gerektiriyor.
Olası yeni bir senaryo
Vakıfların yalnızca mirası korumak veya belirli bir alana bağlı sergileri desteklemekle kalmayıp, yeni toplumda önemli bir rol oynaması gereken yeni bir sanatsal manzara. Dijitalin güçlendirdiği küresel boyut, bunların bağlantı alanlarına dönüşmesini gerektiriyorBilginin kıtalar, disiplinler ve topluluklar arasında serbestçe aktığı bir yer. Bu açıklığın köklü bir dönüşümü gerektirdiğini biliyoruz: Vakıf artık tek bir kültürel bağlamı temsil eden "fiziksel bir mekan" değil, sanatçıları, araştırmacıları ve vatandaşları bir araya getiren küresel bir ağın merkezi haline geliyor. Bu anlamda, Geleceğin temelleri, yalnızca sanatın destekçileri değil, evrensel değerlerin koruyucuları olmaya çağrılacakMisyonları "sergileme"den, sanatsal yaratımın kolektif farkındalık ve değişim için bir araç olduğu toplumsal ve kültürel sorumluluğa doğru kayıyor.
Vakıflar ve Sanat Piyasası: Kültürel Güç ve Kimlik Krizi Arasında
Yıllardır süregelen sanat piyasası coşkusunun ardından, çeşitli etkenlerden dolayı bir kafa karışıklığı dönemi yaşıyoruz. Pandemi dönüşümü hızlandırdı Dijital platformlar üzerinden yapılan tanıtımlar, fuarların, galerilerin ve online müzayedelerin istikrarlı bir model olmadan rekabet ettiği belli bir parçalanma yarattı. Kültürel değerin çoğu zaman finansal spekülasyondan daha baskın olduğu görülmüştür, eseri bir yatırım aracına indirgeyerek sistemin kimlik kaybını körüklüyor. İşte tam da bu senaryoda, kişisel koleksiyonlar olarak doğan özel vakıflar (Pinault, Prada, Vuitton vb.), sergiler, satın almalar ve iletişim stratejileri aracılığıyla sanatçıların zevklerini, meşruiyetlerini ve hatta fiyat etiketlerini etkilemeye başladılar. Günümüzde bir vakıf, tıpkı bir müzisyeni olan bir plak şirketi gibi, bir sanatçıyı piyasaya "sürmek" için gereken her şeye sahip.
Çözüm bulunması gereken belirsiz bir denge
Vakıflar görünürlük ve ekonomik değer yaratarak piyasayı beslerken, aynı zamanda çarpıtma da yaratabilirler: Mantık markalaşma ve yatırım olarak kalırsa, sanatın bir meta olarak görülmesi ile araştırma olarak görülmesi arasındaki uçurumun derinleşmesi riski vardır. En büyük risk ise, halkın sanatı elitist bir lüks olarak algılaması ve tüm sistemin kimlik krizini derinleştirmesidir. Vakıflar bugün sanat ile piyasa arasında aracılık yaparak sanat sisteminin kimlik krizine katkıda bulunuyor. kültürel araştırmanın mı yoksa ekonomik değerlemenin mi ağır bastığının artık net olmadığı bir dönem.
Pierre Bourdieu'ya göre temellerin ikircikliği
Pierre Bourdieu'da zaten bulduğumuz bir öncül – Sosyolog – (Sanatın Kuralları, 1992) adlı eserinde, sanatı, özerklik mantıkları (sanatsal araştırma, sembolik tanınma) ile heteronom mantıklar (piyasa, ekonomik güç) arasında sürekli bir gerilim içinde, kendi iç kurallarına sahip özerk bir alan olarak tanımlar. Günümüzde vakıflar bu ikilemi somutlaştırır: Bir yandan sanatsal araştırmayı desteklerler; diğer yandan sergiler ve programlar aracılığıyla fiyatları etkileyerek ekonomik değerin inşasına katılırlar. Bourdieu'nun dilinde, temeller sembolik sermaye üretimi ile ekonomik sermaye üretimi arasında salınır ve bu iki düzeyi birbirine karıştırma riski taşır.
Çağdaş sanat için yeni bir dönemi besleyen yeni bir dönüşüm "manifestosu"
Vakıflar, çeşitliliğe, deneyselliğe ve kapsayıcılığa değer vermeyi seçerlerse, direniş alanları olarak görülmelidirler., piyasa mantığını etik ve kültürel sorumlulukla yeniden dengelemek. Dolayısıyla, odak noktasının gösterişe ve ekonomik değerlemeye yöneldiği, karşı-hegemonik bir role sahip, kültürel direniş laboratuvarlarına dönüştüğü bir gelecek hayal ediyoruz. Bu, çeşitlilik yoluyla, piyasanın dışlama eğiliminde olduğu marjinal sanatsal uygulamalara ses vererek; deneysellik yoluyla, performans, açık kaynaklı dijital uygulamalar ve sosyal ve toplumsal sanat gibi hemen kârlı olmayan dilleri destekleyerek; kapsayıcılık yoluyla, vakfın alanını yalnızca koleksiyonculara ve kültür turistlerine değil, yerel topluluklara, öğrencilere ve bilgi arayan daha geniş bir kitleye açarak gerçekleşir. Bu şekilde, vakıf artık yalnızca bir marka oluşturma veya yatırım aracı değil, piyasa mantığını yeniden dengeleyebilen politik ve kültürel bir aktör haline gelir. Dışarıdan bir alternatif değil, sanatın etik sorumluluğunu bugünün merkezine koyan içsel bir karşı alan.
